"Mimarın Düşü"
19 Mayıs, 2015.

“Mimarın Düşü”

 

Mimarlar Odası’nın örgütlenmesinin 100. yılı 22 Ekim 2008 tarihinde besteci Kâmran İnce tarafından özel olarak bestelenen ve “Geçmişten Günümüze Anadolu’nun Yapı Ustalarına” adanan “Mimarın Düşü” eserinin seslendirilişi ile kutlandı. Kâmran İnce’nin İstanbul Modern Müzik Topluluğu ve Cihat Aşkın ile seslendirdiği bu özel bestenin ardından sanatçının “Kayıp Dünya için Müzik” adlı eseri çalındı. Tilbe Saran’ın sunuculuğunda gerçekleşen gecede Mimarlar Odası Genel Başkanı Bülend Tuna ve İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Afife Batur açılış konuşmalarını yaptılar. Mimarların yanısıra, müzik ve sanat çevrelerinin de katıldığı gecede, 1908 öncesinden bugüne, mimar, mühendis örgütlenmesinin ve tarihin önemli köşe taşlarını aktaran görsel bir sunum da gerçekleşti.

 

“Mimarın Düşü”nü dinlemek için tıklayınız.

 

 Türkiye Mimarlık Örgütlenmesi 100 Yaşında

 

Saygıdeğer konuklar, değerli meslektaşlarım, Mimarlar Odası adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye’de mimarlık örgütlenmesinin 100. yıldönümünde, bu anlamlı günümüzde bizlerle birlikte olduğunuz için çok teşekkür ediyoruz.

 

Bundan 100 yıl önce tarihimizin çok önemli bir dönüm noktasını, 1908’i yaşadık. Yüzlerce yıllık düşünce ve yönetim sistemi değişmeye, kitleler daha fazla özgürlük istemeye başlamışlardı, üstelik bunu açıkça dile getirmekten de çekinmiyorlardı. Bu toplumsal gelişmelerin ışığında mesleğimizle ilgili çok önemli bir gelişme de yaşanıyordu. 28 Ağustos 1908 tarihinde Sirkeci Garı’nın bahçesinde toplanan 11 mimar ve 11 mühendis Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti’ni kurmak için bir araya gelmişlerdi. Örgütlenme girişimini başlatan dönemin öncü isimlerini, Mimar Vedat ve Mimar Kemalettin’in de aralarında bulunduğu bu değerli meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz.

 

Bu topraklarda elbette çok önceleri de yapı ustalarının, mimarların bir arada nasıl çalışacaklarını, mesleklerini nasıl yapacaklarını gündeme alan örgütlenmeler vardı. Bunların bir kısmını bilebiliyoruz, bir kısmı ise hâlâ daha tarihin derinliklerinde bir gün bizim onları aydınlatacağımız anı bekliyorlar. 1908 öncesi Osmanlı dönemi içerisinde de değişik mimar örgütlenmelerinin olduğunu biliyoruz. Ama 1908’in önemi modern anlamda bir meslek örgütünün ilk atılımını yapmış olmasından kaynaklanmaktadır.

 

Sizlerin de bildiği gibi üzerinde yaşadığımız bu topraklarda binlerce yıldır değişik kültürler eserler yaratmıştır. Bizlere bıraktıkları mimari miras, sahip olmakla onur duyduğumuz kültür zenginliğimizdir, bize gurur vermektedir. Mimarlar Odası, bu sahiplik ve benimseme duygularıyla, Anadolu’nun tüm mimari mirasını kucakladığını işaret etmek üzere kendisine amblem olarak Megaron’u seçmiştir.    

 

Kültür coğrafyamızın zengin arkeolojik ve mimari mirası içerisinde Çatalhöyük’ten Hititlere, Roma ve Selçuklu’dan Osmanlı‘ya kadar, bizlere emanet edilen sayısız başyapıt bulunmaktadır. Bu yapıtların kuşkusuz mimarları ve yapı ustaları vardı. Ustalığı aktaran bir geleneği vardı. Yöreyi, yöre malzemesini tanıyan, yapı yapmayı bilen, ustalığını detaya, nakışa varıncaya kadar gösterebilen ve bize övünülecek yapılar bırakan bu yapı ustalarını saygıyla anıyoruz.

 

Biz bugünün mimarları kendimizi bu geleneğin mirasçısı sayıyor ve bu mirası gelecek kuşaklara sağlıklaştırarak aktarmanın yanı sıra daha da zenginleştirmek göreviyle yükümlü hissediyoruz. Bugün ilk seslendirilişini dinleyeceğimiz “Mimarın Düşü” eserine “Geçmişten günümüze Anadolu’nun yapı ustalarına adanmıştır” ithafını önermemizin arkasında böylesine bir borçluluk duygusu yatmaktadır.

 

Bu önemli yıldönümümüzü anlamlandıran katkıları için değerli besteci Kâmran İnce’ye, değerli sanatçı Cihat Aşkın’a ve İstanbul Modern Müzik Topluluğu’na teşekkürlerimi sunuyorum. Etkinliğimizi destekleyen Çanakkale Seramik / Kalebodur’a teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Gecemize katılarak bizi onurlandırdınız. Mimarlar Odası sizlerin desteği ve güveni ile bundan sonra da, sağlıklı bir çevrenin, yaşanılır kentlerin, nitelikli ve kimlikli mimarinin toplum ve kamu adına takipçisi olmaya devam edecektir.

 

 Bülend Tuna

Mimarlar Odası Genel Başkanı

 

 

 

Tarihler, Yıllar ve Düşler

 

Tarihler, yıllar ve yıldönümleri…

Tümü, güneşin döngüsünü içselleştirip kurguladığımız düşünme işaretleri.

Ama biz, bu işaretlerle kendimizi anlatır, döngüyü bir zaman bilincine çevirdiğimiz için öbür canlılardan ayrılırız. Varoluşumuzun farkındalığını bu tarih düşüncesi öğretir bize Onun için yıldönümleri önemlidir. Sanki bir kez daha varoluruz.

 

100 yıl önce bir araya geldik, birlik olduk ve sonra güneş tam 36500 kez doğdu ve battı. Kim küçümseyebilir bunu?

 

Bugün burada bu özel varoluş günü için toplandık. Bu varoluşun bilincini yaşamak, sevincini kutsamak için, gücünü duyumsamak için toplandık.

 

Evet, 28 Ağuştos 1908’de Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti kuruldu.

 

23 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanı veya o günün söylemi ile “Hürriyet’in ilanının üzerinden henüz 35 gün geçmişti.

 

Meşrutiyet’in ilanı, Osmanlı tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. 600 yıllık bir tarihin bitmesine on yıl kala yaşanan bir kırılma noktası.

 

18. yy.da başlayan uzun yolun son durağıdır. Savaş ve siyaset bir yana Avrupa düşüncesi, kültürü ve tekniği ile tanışma süreci, tüm gelgitlerin ardından yeni modelin kabulü ile sonlandı. Batıya açılma girişimleriyle başlayıp bir modernite projesine dönüşen tarihi süreç, Osmanlı siyasi modelinin geri dönülmez değişimi ile sonlandı. Anayasalı ve meclisli meşruti monarşiye geçilmişti.

 

Dönüşüm kuşkusuz siyasi rejimle sınırlı değildi. Aradaki iki yüz yılda, Avrupa’daki büyük değişimin, sanayi devriminin yanı başında yaşayan İmparatorlukta yönetim kadrolarından savunma sistemine, sanayiden bankacılığa, resimden mimarlığa veya şiirden müziğe her alanda giderek yoğunluğu artan bir değişim yaşanmıştı zaten.

 

Ama Meşrutiyetin ilanı, değişimi radikalleştirdi.

 

10’a yakın parti kuruldu. Meclis’in kapatıldığı 11 Nisan 1920’ye kadar dört seçim yapıldı.: 1908, 1912, 1914 ve 1919. Dört kez Kanuni Esasi değişikliği yapıldı. Yıllarca baskı altında tutulmuş toplumsal dinamikler harekete geçmişti. Grev dalgaları derken örgütlenme atılımları yaşanıyordu. Her alanda, siyasi, bilimsel, sanatsal dernekler kuruluyordu. İlk iki yıl içinde 300’ü aşan gazete ve dergi yayınlandı. Ve yineliyorum, hiç gecikmeden Meşrutiyet’in ilanından yalnızca 35 gün sonra 28 Ağustos 1908’de Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti kuruldu. Mesleğin birikimi ve potansiyeli kendini işaret ediyordu.

 

Kuşkusuz hayat o denli kolay ve ortam yalnızca reform heyecanı ile yüklü değildi. Hükümet krizleri, azledilen sadrazamlar, güç dengelerini değiştiren olaylar, suikastler ve nihayet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi. Sonrasında çok hızlı bir yasal reformlar paketinin çıkarılması. Nisan 1909-Ağustos 1909 arası, gerçekten askeri ve sivil bürokrasiyi, adalet ve bayındırlığı, eğitim ve sağlığı, iş yaşamı ve ekonomiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir reform dönemi oldu. Benzer bir kararlılık belki yıllar sonra, Cumhuriyet kurulduğunda 2. Meclis döneminde görülecekti.

 

Sonraki yıllar İttihat ve Terakki Fırkası’nın militer ve baskıcı yönetimi altında kaybedilse de önemli bir zemin kazanılmıştı. Göreli olarak en çok da eğitim alanında. Örgüt deneyimi ise göz ardı edilemeyecek bir mesafe almıştı. İttihatçı düşünürler, savaş ortamında bir tür Solidarizm’e yakın dururken bu, meslek örgütlerinin güçlenmesinin zeminini oluşturuyordu. 1909’da Cemiyetler Kanunu çıktığında önemli bir mesafe alındı. Meşrutiyet, yalnız mutlak monarşiden parlamenter sisteme geçişin değil çağdaş örgütlenme modellerinin gelişmesinin de yolunu açmıştı. Gerisi ulusal devletin kuruluşuyla Cumhuriyetle gelecekti.

 

Bu uzun yolun öyküsünü az önce izlediniz.

 

Ben bir başka öyküyle sözlerimi bitirmek istiyorum. On yıl önce başladı bu öykü. İTÜ’nün ve mühendislik eğitiminin kökeni olan ve Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adını alan Mekteb’in kuruluşunun 225. yıldönümü kutlama çalışmalarına katılıyordum. Tam da o günlerde adını daha önce duymadığım veya çok da hatırlamadığım bir bestecinin bir yapıtı, Aya İrini önünde satış standı kuran CD satıcısının masası üzerinde ilgimi çekti. Yapıtın adı “Fall of Constantinople” idi. Bir mimarlık tarihçisinin ilgisiz kalması olanaksız. Satın aldım hemen. Ve ilk dinleyişte, Selçuk’la beraberdik, hükmümüzü verdik. Önemli bir besteciydi. Ama kimdi, başka hangi yapıtları vardı, var mıydı?

 

Ben sonraki toplantıda Rektörümüz Gülsüm Sağlamer’e CD’yi vererek dinlemesini ve 225. Yıl için ondan bir beste istememizi önerdim. Sayın Sağlamer, ertesi gün beni arayarak hemen ilişki kurmamı söyledi. Evin İlyasoğlu sağladı ilişkimizi. Ve Kâmran İnce, bize Academica”yı armağan etti.

 

Ve sonrası geldi. Değerli Cihat Aşkın’la birlikte İTÜ’ye MİAM’ı kazandırdılar ve şimdi bize “Mimarın Düşü/Düş Çizgilerini” armağan ediyor.

 

Kendisine ve elbette Cihat Aşkın’a huzurunuzda teşekkür ediyorum. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdik birlikte. Bir STK ve özerk bir kamu kurumunun kuruluş yıldönümünü bir beste ile kutlamasının bir ilk olduğunu bilerek yapıtımıza sahip çıkalım.

 

Afife Batur

 

 

 

http://www.mimarlarodasi.org.tr/index.cfm?sayfa=Belge&Sub=detail&RecID=1402